Gündem İstanbul Yargı

‘Güvenlik önlemleri, Şule İdil Dere’nin ölümünden sonra alındı’

Yazan: Kardelen Özfırat
Hafriyat kamyonunun 12 Mayıs 2016'da Şule İdil Dere'ye çarptığı yaya yolu (solda), kazadan sonra güvenlik duvarıyla çevrilerek yaya erişimine kapandı (Fotoğraf: twitter.com/SuleIdilDere)

Kadıköy Kurbağalıdere ıslah çalışmasında güvenlik önlemleri, Şule İdil Dere’nin hafriyat kamyonunun altında ölmesinin ardından alındı. Sanık İBB ve İSTAÇ çalışanları suçlamaları reddederken, avukat Rıza Saka davanın siyasi olduğunu iddia ediyor.

Kadıköy Yoğurtçu Parkı’nda hafriyat kamyonun altında kalarak can veren üniversite öğrencisi Şule İdil Dere’nin dün görülen üçüncü duruşmasında sanık avukatı, “davanın, hizmetlerini başarıyla yürüten İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne karşı kan davasına dönüştürüldüğünü” iddia etti. Avukat Rıza Saka suçlamaları reddederken Dere ailesinin mahkemeye sunduğu karşılaştırmalı fotoğraflarda, kazanın yaşandığı Mayıs 2016’da alınmayan güvenlik tedbirlerinin, Şule Işıl Dere’nin ölümünden sonra sağlandığı görülüyor. Davanın bir sonraki duruşması 21 Haziran’da görülecek.

İBB bürokratlarının yargılanmasına izin verilmiyor

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğrencisi Şule Işıl Dere 12 Mayıs 2016 akşamı, Yoğurtçu Parkı yaya yolunda yürürken, Kurbağlıdere’den balçık taşıyan ve o sırada geri manevra yapmakta olan İBB kamyonunun kalarak can vermişti.

Dere’nin ölümüyle ilgili soruşturmanın tamamlanması 1,5 yıl sürmüş ve raporda Kurbağalıdere ıslah çalışmasını yürüten İBB’ye bağlı Deniz Hizmetleri Müdürlüğü ve İstanbul Çevre Yönetimi Sanayi Ticaret AŞ (İSTAÇ) “müteselsilen (birlikte) kusurlu” olduğu belirtmişti. Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı devlet memuru olan 11 İBB çalışanının soruşturulması için İstanbul Valiliği’ne başvursa da valilik, içlerinde daire başkanı ve müdürlerin de bulunduğu sekiz üst düzey yetkilinin soruşturulmasına izin vermemişti. Dere ailesinin valiliğin kararına itirazı kabul edilmeyince bilirkişi raporunda adı geçen 11 İBB personelinden sadece iki mühendis ve bir tekniker soruşturmaya dahil edilmişti.

İlk duruşması 20 Aralık 2017’de görülen davada, aralarında hafriyat kamyonu şoförünün de bulunduğu İBB ve İSTAÇ çalışanı yedi sanık “taksiren (sonucu öngöremeyerek) ölüme sebebiyet verme” suçundan tutuksuz yargılanıyor.

“Güvenlik” uygulaması: Şerit bantlar!

Davanın üçüncü duruşmasında tanık olarak dinlenen İSTAÇ şoförü Mustafa Aslan, manevra alanı olmadığı için çalışma bölgesine geri geri gitmek zorunda olduklarını dile getirirken “Yayaların olduğu yere bant şerit çekiyorduk. ‘Çalışma vardır’ yazısı asıyorduk. Çoğu kez de güvenlik şeritleri halk tarafından koparılıyordu. Ayrıca araçların giriş yaptığı noktada yaya girişi yasaktır tabelası vardı” dedi. Dere’nin avukatları ise o zamana ait video kanıtlarının bulunduğunu ve orada hiçbir tabelanın olmadığını belirtti.

(Fotoğraf: twitter.com/SuleIdilDere)

Dere ailesinin avukatları kazanın gerçekleştiği yerin 2016 ve 2018’deki görümünün karşılaştırılmalı olarak belgelendiği 17 fotoğrafı mahkeme heyetine  sundu. Avukatlar bu fotoğraflarda, kazanın gerçekleştiği 2016’da yaya ve iş makinalarının karşı karşıya gelmesine engel olacak hiçbir önlem yokken bu tedbirlerin kaza sonrasında alındığının belgelendiğini savundu.

Duruşmadaki en çarpıcı gelişmelerden biri, Kurbağalıdere ıslahı projesinin “alan çalışma planı” konusunda yaşandı. Tanık olarak dinlenen, dönemin İBB Deniz Hizmetleri Müdürü Fuat Alarçin’in asistanlığını yapan Fuat Gözelle , planı kimseye sormadan kendisinin yaptığını söyledi:

“Alan çalışma planı resmi değil”

“Çalışma planı hazırlamada yetkim yok. Bana böyle bir talimat gelmemesine rağmen mesleki bilgimi kullanarak çalışma planı hazırladım. Hazırladığım çalışma planı resmi değildir. Amacım koordinasyon ve iletişimi sağlamaktı. Gerek müdürüm Fuat Alarçin, gerek görevlendirdiği kişiler bu plana itiraz etmedi” ifadelerini kullandı.

Talat’ın beyanlarına dayanarak, 86 milyon değerinde bir ihale olmasına rağmen ciddi bir planlama yapılmadığını savunan Avukat Fahrettin Ozan, görevsizlik talebinin değerlendirilmesini talep etti.

Kendisine sorulmamasına rağmen rağmen söz alan sanık kamyon şoförü Mümin Kılıç‘ın “Cenab-ı Allah böyle nasip etmiş. Allah rahmet eylesin. Kasten eylemde bulunmadım. Kullandığım kamyon 16 tonluk. Üzerinden geçmedim, geçseydim kırılmadık kemiği kalmazdı” sözlerine ise özellikle Dere ailesi ve yakınlarından tepki geldi.

Sanık İSTAÇ çalışanı Teyfur Bingöl, bilirkişi raporunun masa başında hazırlandığını söyleyerek, “Ben temizlemeden sorumlu kişiyim. Beni şoförden, kamyondan sorumlu tutmuşlar. Görevim, kıyı ve plajlarda çöp toplamak. Burada başkalarının olması gerekirken benim burada ne işim var hâlâ? Bu dava sürecinde psikolojim çok bozuldu” dedi. Yine İSTAÇ çalışanı sanık İbrahim Ruhi Kelleci de, “Çalışma alanında güvenlik tedbirlerini alma yetkisi İBB Deniz Hizmetleri Müdürlüğü iş güvenliği birimine aittir” diyerek beraatini istedi.

Dere ailesi avukatları, olayın bir kaza olmadığını, gerekli tedbirlerinin alınmadığı için “kasten adam öldürme” suçunun unsurlarını barındırdığı gerekçesiyle bir kez daha davanın Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmesini talep etti.

Avukat Rıza Saka: “İBB’ye karşı kan davası..”

Sanık Teyfur Bingöl’ün avukatı Rıza Saka, bu talebe karşılık İBB ve İSTAÇ’ın gerekli tebdirleri aldığını, tüm sorumlulukları yerine getirdiğini savunurken davanın, “Kamu hizmetlerini başarıyla yürüten İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne karşı bir kan davası haline dönüştürüldüğünü” iddia etti.

Dere ailesini avukatı Murat Özveri, Saka’nın iddiasına “Olay siyasi boyuta getiriliyor. Biz sadece hakkımızı arıyoruz. Kızımız öldü diye özür dilettirilecek bize” sözleriyle karşılık verdi.

Davanın Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmesi talebi reddedilirken, daha fazla tanığın dinlenmesi ve eksikliklerin gidirilmesi gerekçesiyle bir sonraki duruşmanın 21 Haziran’da yapılmasına karar verildi.

 

Yorum yazın